23 Temmuz 2012 Pazartesi

Tuna Nehri akmam diyor... ''Kumandan''


    Kumandan, ''Yavuz'', ''Kanuni'', ''Kuşatma 1453'', ''IV.Murad'' gibi popüler tarih romanlarının yazarı Okay Tiryakioğlu'nun yazdığı ilk tarihi romanı ve diğer yapıtlarına göre daha az bilinen bir eseri.  Tarihimizin büyük direnişlerinden Plevne müdafaasını  ve hala azımsanmayacak kadar türk bulunan Rumeli'nin elimizin altından nasıl kaydığını anlatan, merkezine de -doğal olarak- büyük kumandan Gazi Osman Paşa'yı oturtan bir roman karşımızdaki. Ancak ne kadar gerçekçi ve objektif olabildiği bir soru işareti. 

    Dünya savaş tarihine geçmiş bir muharebedir Plevne Savaşı.. Dünya savaş tarihini değiştirecek siper-mevzi sistemi, ilk kez bu savaşta Gazi Osman Paşa tarafından bulunmuş ve uygulamaya koyulmuştur. Gazi Osman Paşa, Osmanlı'nın gücünü unutan Avrupa'ya, tokatı basmıştır adeta. Balkanları kısa sürede geçip, ''atlarının yemlerini İstanbul'da vereceklerini'' düşünen Rus ordusuna, küçücük ordusuyla karşı çıkmış ve direnmiştir paşa. Ama ne direnmek! Evet, savaşı kaybetmiştir belki, ancak Rus ordusunu 7 ay boyunca Plevne önlerinde tutmuş ve İstanbul hayallerini yok etmiştir. Ve bunların hepsini, büyük imkansızlıklar dahilinde yapmıştır. 

  Peki kitap bunun ne kadarını okuyucuya verebiliyor ? Gazi Osman Paşa'nın yaşadığı zorlukları, imkansızlıklardan imkanlar yaratmasını, İstanbul'daki ego savaşlarını, imparatorluğun düştüğü zor durumu, diğer cephede savaşa devam eden Süleyman Paşa'nın en az Gazi Osman kadar büyük mücadelesini, paşa'nın diğer generallerinin -Tahir Paşa, Adil Paşa, Ethem Paşa- özverisini okuyucuya yansıtabiliyor mu? Kitabın bu gibi konularda sınıfı geçtiğini söyleyebilirim. Müşir Osman Paşa'nın çadırındaki gergin atmosferi, düşünceli hallerini, İstanbul'daki çözümü olmayan bürokrasi ağını gözünüzün önünde canlandırırken kesinlikle zorlanmayacağınız bir eser meydana getirmiş Tiryakioğlu. Ancak maalesef kitabın tek artısı da bu sanırım.
  
   Müsamere tadındaki diyaloglarından mı başlamalıyım ? Yoksa ilkokul tarih ders kitabı kıvamındaki dilinden mi? Yazar, kesinlikle ortaya koymak istediği eserin ne olmasını istediğine karar verememiş. Yer yer Dostoyevski eserlerinin ağırlığında bir dili olurken, başka bir sayfada, okula hazırlık kitaplarına yaklaşan bir üslubu olmuş kitabın ne yazık ki. Ayrıca savaş sahnelerinin betimlemeleri de inanılmaz derecede kötü. Küçükken okuduğum Yavuz Bahadıroğlu kitaplarını hatırlattı bana. Dehşetengiz bir savaşın içerisindeyken, yanındaki dostuna, ''Urun ha yoldaşlar, koman!'' diyen karakterler bulunuyor ne yazık ki.  Bu da kitabın gerçekçilik eşiğini, oldukça düşüren bir faktör... Ayrıca koskoca Tahir Paşa'nın, Gazi Osman Paşa'ya olan kırgınlığını, küçük çocukların birbirlerine olan küskünleri seviyesine çekilmesi de ayrı bir facia. Koskoca Tahir Paşa'nın, Gazi Osman Paşa'ya trip atan general seviyesine çekilmesi, hiçte hoş olmamış.
  

  Tarih kitaplarımızdaki iki boyutluluktan Kumandan da nasibini almış. Rusların saf kötü, Türklerin de saf iyi olarak resmedildiği eserde ruslar, en düşük rütbeli askerden çara kadar vodka ve şarap içerlerken, bizim türklerin içtikleri içecekler sadece şerbet ve çay! Bizim askerlerimiz dini yaymak, vatanını savunmak için savaşırken, ruslar saf kıyım ve soykırım amacıyla bir araya gelmiş askerlerden oluşuyorlar. Bizde Gazi Osman Paşa, atıyla ön saflara gittiğinde askerinin üzerinde hipnotize edici bir etki bırakırken, ruslarda Grandük'ün safların önlerinde savaşması kendi askeri için hiçbir şey ifade etmiyor! Evet, biz o yıllarda kendimizi bile yendik, büyük zorluklarla mücadele ettik, ancak bu derecede bir yüceltme yanlış ve tehlikeli olabilir. Ancak ne yazık ki eserin tümüne sirayet etmiş olan hava bu şekilde.

  Bir de kitabın yapmaya çalışıp başaramadıklarına göz atalım. Okay Tiryakioğlu, iyi bir niyetle savaşın anlamsızlığı ve aslında kazanan tarafın olmadığı gibi konulara değinmek istemiş, ancak bunu o kadar ucuz numaralar ve basit diyaloglarla okuyucuya aksettirmeye çalışmış ki, bu çabasında da başarılı olamamış ne yazık ki. Ayrıca zaten kitabın ilerleyen bölümlerinde, kitap bu felsefi metni tamamen bir kenara itip sadece işin aksiyon boyutuna odaklanmış. Bu da kitabın eksik kaldığı bölümlerden birisi olarak göze çarpıyor. 



  Ayrıca Okay Tiryakioğlu'nun başaramadığı bir diğer husus, hayali bir karakter yaratıp ona misyonlar yüklemek maalesef. Diğer kitaplarında da başaramadığını, bu kitabında da yapabilmiş gözükmüyor. Yarattığı Yarbay Ali Rıza ve Hakkı Çavuş karakterleri o kadar karton ve 'tipleme' ki... Kitabı okurken karakter olduklarını anlamıyorsunuz bile. Ali Rıza'ya yazılmış ancak altı doldurulamamış aşk ilişkisi de bir başka başarısızlık. Okuyucuyu merakta bırakmaktan çok uzakta ne yazık ki. Okuma sırasında, kesinlikle kendinizi Ali Rıza ya da Hakkı Çavuş yerine koyamıyor ve onları sahiplenemiyorsunuz. Bu da, kitap için büyük bir dezavantaj şüphesiz ki. 

  Osman Paşa'nın yenilgisinin alelacele geçiştirilmesine ne demeli? Kitap boyunca en çok merak ettiğim şey, Osman Paşa'nın teslim olduktan sonraki yaşadıklarıyken, kitabın sonunda hiçte merak etmememe rağmen, Ali Rıza ile Elena'nın aşkını okumuş olmak, kötü bir his oldu benim için. Sadece Gazi Osman Paşa'ya iyi davranıldığını ve iki ay sonra teslim edildiğini öğrenebildik, zor da olsa. Peki sonrası? Gazi Osman Paşa'nın İstanbul'da yaptıkları ? Merak edilenleri cevaplamayarak da, bile bile tongaya düşmüş oluyor ''Kumandan.''

  Sonuç olarak, Okay Tiryakioğlu eserleri arasında açık ara son sırada yer alıyor ''Kumandan''. Yazarın acemiliği, kitaba buram buram sinmiş durumda. İyi niyetle kalkışılmış, ancak başarılamamış bir çok düşünce, romanı zedeleyen unsurlar olmuş. Pek beğendiğimi söyleyemem, ancak okumak isteyene de mani olmam. Okay Tiryakioğlu'nun genel olarak kitaplarını vasat bulmama rağmen, bu kitabını vasat altı olarak nitelendirebilirim rahatlıkla. Ve Okay Tiryakioğlu'nun okumadığım tek kitabı ''Kumandan''ı da bitirdiğime göre, rahatlıkla söyleyebilirim ki Okay Tiryakioğlu'nun en iyi romanı hala ''IV.Murad.'' Her fırsatta ödül aldığıyla övünen Okay Tiryakioğlu'nun, yeni çıkacak Alparslan kitabında neleri ne kadar yapabileceğini merakla bekliyor ve de nacizane önerimi sunuyorum. Çok yazmak, iyi yazmak değildir. Nitelik, her zaman nicelikten üstündür. Senede iki kitap yazacağınıza, üç senede bir kitap yazın, ancak kaliteli ve esaslı olsun.  Yeni kitaplarını merakla beklediğimi söyleyemem, ancak çıktığı zaman da okurum. Boş zamanlarınızda okuyabileceğiniz bir kitap. Eğer Plevne Müdaafasına merakınız varsa, piyasadaki ürün azlığından dolayı tercih edebilirsiniz.



Altı Çizilesi

  • ''İyi bak. Dumanlar içindeki harp alanı üzerinde gezinen şu leş kargalarını görmüyor musun? İşte, tüm savaşların tek galibi onlar.''
  • ''Harp okullarının, uyku yüklü, tebeşir tozlu sınıflarında sürekli kılık değiştiren masallarla yarı düşsel bir çehreye bürünen modern harp derslerinde kurdukları renkli hayaller, gerçeklerin masif kütlesi altında param parça olmuştur işte. Vatan evlatlarına bu muamele reva mıdır?''
  • Galibiyet bir vehimdir.
  • ''Paşam, ziyadesiyle açıktayız. Size bir şey olursa bu dava mahvolur.''''Hayır.'' dedi Osman Paşa.''Bu dava yeni bir Osman Paşa bulacaktır. Bizden kalacak ise ölümü gülümseyerek kucaklayan çehremizin hayalidir.''
  • Bir komutan, askeri açken karnını doyurmaz;Onlar, dondurucu siperlerin karanlığında nöbet beklerken yatıp uyumaz, adamlarının bağlılığını, bedeninden kanlar akarken, herkesten sonra yatıp, herkesten önce kalkarken ve kendi sırtından akan ter, askerininkini geçmişken kazanabilir. İşte komutan budur.


                                                                  KÜNYE



Kitap İsmi:Kumandan - Plevne'de unutulmuş bir ordu
Yazar:Okay Tiryakioğlu
Yayın Yılı:2008                                             3/10
Yayın evi:Timaş 
Sayfa Sayısı:302
Baskı:5.Baskı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder